100. yarım ay

100 yıl önceki büyük zaferin “yarım ayındayız.”

Büyük Taarruz 26 Ağustos’ta başlamış 9 Eylül’de İzmir’de noktalanmıştı.

Tatil günlerimde “ilk yazımın Türkiye’nin bu harikulade 100’üncü yıl dönümünü anma satırları” olmasına karar vermiştim…

Vira Bismillah…

…………….

Tarih 26 Ağustos 1922…

Ankara…

TBMM Başkanı Vehbi Hoca, Başbakanı “Askeri durum hakkında açıklama yapmak üzere kürsüye davet edince” Meclis’te bir kıpırdanma oldu.

Ardahan Milletvekili Hilmi Bey şaştı:

“Allah Allah ne var ki?”

Kara Vasıf Bey, “Belki bir köy almışızdır” diye güldü.

Rauf Bey kürsüye geldi.

Heyecanını belli etmemek için kendisini tuttuğu anlaşılıyordu:

“Efendim, uzun zamandır noksanlarını tamamlamakla uğraşan ordumuz, bu sabah genel taarruza geçmiştir.”

Alkışlar yükseldi:

“Allah başarı versin” sesleri

“…..en yakın zamanda kesin zafere nail olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz eylerim.”


Alkışlar daha da şiddetlendi.

Kara Vasıf Bey, “göz boyama taarruzu bu” dedi.

Hilmi bey doğruladı:

“Tabii canım, Ali İhsan Paşa ordunun durumunu bildirmişti. Sefaletmiş.”

Durak bey bağırdı:

“Biri dua etsin!”

Erzurumlu Nusret Efendi kürsüye yürüdü.

……………….

Cephe komutanı Trikupis Kurmay Başkanı’na, “Takviyeler de gelince savaş öğle üzeri dengelendi. Galiba krizi atlattık” dedi.

“Haklısınız.”

O sırada kapı gürültüyle açıldı.

Çıldırmış gibi bir teğmenle emir subayı yuvarlanırcasına içeri daldılar.

Emir subayının teğmene engel olamadığı anlaşılıyordu.

Teğmen “Generalim” diye inledi.

“Süvariler… Binlerce süvari…”

“Ne diyor bu?”


Emir subayı açıkladı:

“Türk süvari kolordusu, cephemizin arkasına sızmış efendim.”

Trikupis ve Kurmay Başkanı dehşet içinde ayağa fırladılar.

…………….

İzmir…

Yunan kuvvetlerinin başkomutanı Hacıanesti karşısındaki gazetecilere açıklama yapıyor:

“Dün taarruza geçtiler. Daha doğrusu, M. Kemal ordusunu ateşe attı.”

“Sizce ne olur?”


Başkomutan gülümsedi:

“Birkaç gün sonra burada sizi
M. Kemal ile tanıştırabilirim.”


………………..

Aynı saatlerde cephe…

Dağınık Yunan birlikleri kuzeye doğru kaçıyorlardı.

Çavuş geriye döndü, koşarak yaklaşan çıplak ayakları kan içindeki askerlere ciğerlerinin bütün gücüyle haykırdı:

“Cepheyi yardıııııııııııkkkkkk!

Heeeyyyyy!!! Heyyy”
sesleri…

O kadar övülen Afyon müstahkem mevki ancak 32 saat dayanabilmişti.

Ağır makinelileri kurup kaçanları biçmeye başladılar.

Makineli tüfeklerden kurtulabilenler daha kuzeyde de Türk süvarilerinin kılıçlarıyla karşılaşacaklardı. (Yunan askerlerinin sayısı gerçi daha fazlaydı ama bu yarma harekâtı için Türk asker sayısı 1’e 9 çoktu.

Mustafa Kemal en beklenmeyen yerden vurmuştu. G.C)


……………..

63166e0086b2472754321e81.jpg


İzmirli süvari teğmen Yıldırım Kemal rahatsızlığı nedeniyle hastaneye yatırılmıştı.

Neşeli, sevimli herkesin sevdiği bir delikanlıydı.

Savaşın başladığını öğrenince üç gün önce hastaneden kaçmıştı.

Bir at edinerek kolordunun cephe gerisine geçtiği araziye varmıştı.

Fahrettin Paşa’nın karşısına getirdiler.

Selam verdi:

“İyileşip geldim. Emrinizdeyim paşam.”

Çocuk yaştaki teğmenlerden biriydi.

Hemen dövüşe katılma isteğiyle yanıyordu.

Paşa, teğmeni alnından öptü eski alayına verdi.

Teğmen atını dörtnala sürüp gitti.

İki saat sonra bu genç İzmirlinin şehit olduğu haberi geldi.

İstasyonun yanındaki bahçeye gömüldü.

Bu küçük istasyona da Yıldırım Kemal adı verildi.

……………

İngiltere İzmir Başkonsolosluğu Yunan kaynaklarından aldığı haberi Londra’ya geçti:

“Yunanlılar Afyon’u boşaltmak zorunda kaldıklarını artık kabul etmişlerdi. Cepheden iyi haberler gelmiyordu.”

……………


Atina…

Tatile çıkan Lord Granville’in yerine Atina’da eşgüder olarak Mr. Bentick kalmıştı.

Bentick, Albay Nairne’e gece telefon etti, uykusunu kaçırmış olan soruyu sordu:

“Afyon düştü diye Yunanlılar Anadolu’yu boşaltmak zorunda kalmış olmaz değil mi?”

“Hayır, yeni bir hatta çekilir ve savunmayı sürdürürler.

Yunan Genelkurmayı Türkleri durduracaklarını söylüyor.”


Bentick:

“Çok iyi. Yoksa Londra’ya karşı çok komik duruma düşecektim.”

Neden?

“Çünkü dün, Yunanlıların onu bizden daha iyi koruyabileceklerini ileri sürerek İstanbul’un Yunanlılara devredilmesini önermiştim.”

63166e1986b2472754321e87.jpg


……………….

Atina…

Hükümet Kral’ın başkanlığında Tatoi Sarayı’nda toplanmıştı.

Panik halindeydiler.

Ordunun durumu hakkındaki haberler çok korkutucuydu.

Şehirler bir bir elden çıkıyordu.

Kral:

“Düşman İzmir’e akıyor. Bir öneriniz var mı?”

“Evet efendim, İngiltere aracılığıyla derhal mütareke isteyelim. Hiç olmazsa İzmir elimizde kalır.

Yoksa bu gidişle İzmir’i de kaybedeceğiz.”


Başbakan Protopapadakis, “Öneriye katılıyorum” dedi.

Elleri titriyordu, bakanlar da kabul ettiler.

Mütareke isteği Kral’a da uygun gelmişti.

Bu yolla Anadolu’dan süpürülmeyi önleyebilirlerdi.

Onayladığını belirtti.

Savaş Bakanı Teotokis’e “General Trikupis’in, Hacıanesti’nin yerine Başkomutanlığa atama kararnamesini hazırlayın. Trikupis’i de arayarak

Başkomutanlığa atandığını bildirin.”


……………..

Londra…

Lloyd George “Bu benim iflas etmem demektir” diyordu.

İngiliz subaylarının “mükemmel bir savaş makinesi” diye övdükleri Yunan ordusunun ezilmiş olmasına inanamıyorlardı.

Yunanistan’ın “mütareke dileği” Türklere ulaştırılmak üzere İstanbul Yüksek Komiserliği’ne bildirildi.

Yüksek Komiserlik de Ankara’ya bildirdi ama Ankara’dan hiçbir cevap gelmedi.

……………….

Anadolu…

Cephe…

Komutan Trikupis askerin de kesin tavrı karşısında teslim olmayı kabul etti.

Kılıcını kırdı.

İki kolordunun ve beş tümenin komutanları, kurmay başkanları, topçu komutanları, 580 subay, 4985 er, 100 makineli tüfek ve 12 dağ topuyla Minkarip adlı küçük bir köyde Türklerin birinci ordusundan bir birliğe teslim oldular.

…………………

Üç yılda nereden nereye gelinmişti.

Özerk İyonya yönetimi de Bizans İmparatorluğunu diriltme hülyası da tarihe karışmıştı.

………………….

M. Kemal Paşa konuşmanın sonunda “Hacıanesti yerine Başkomutanlığa atandığınızı biliyor muydunuz?” diye sordu.

Trikupis: “Hayır.”

“Bildirmek için telsizle sizi arıyorlardı.”

“Durumumuz bu işte mareşalim. Yönetim her zaman olayların gerisinde kaldı. Sonuçta tabii böyle oldu.”


General Trikupis utanç içinde önüne baktı.

M. Kemal “Üzülmeyin general. Siz vazifenizi yaptınız.

Artık misafirimizsiniz. Sizin için bir şey yapabilir miyim?”

“Eşime sağ olduğumun bildirilmesini isterim. Kendisi İstanbul’da.”


Başkomutan M. Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya “gerekeni yapın” dedi.

Esir generaller Mustafa Kemal Paşa’yı derin bir saygıyla selamlayıp ayrıldılar.

…………..

Not: Yukarıdaki satırlar Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” kitabından. Yarın başka boyutuyla devam edeceğim…
 
Üst Alt