Bir tutku hikâyesi

Enter Shikari’yi bilenler bilir. İngiltere çıkışlı alternatif rock ekibi. 1999’dan bu yana aktifler ve geçen hafta Reading Festival’da ana sahnelerden birinde gençliği coşturdular. Reading İngiltere’nin belki de en genç kitleye sahip festivallerinden biri. Benim gördüğüm herkes 18, bilemedin 20 yaşındaydı. 50 bini aşkın ergen kitlesi ve tek tük anne baba. Kalabalık içinde yürürken yaşlılar olarak göz göze gelip “Anlıyorum seni kanka, evet bizim ne işimiz var burada diye ben de kendime soruyorum şu anda” der gibi hafifçe selam verip geçiyorduk. Bu ortamda 1999’da kurulmuş bir grubun ana sahneyi coşturması, mosh pit yapılması falan başka türlü bir başarı. Ama Enter Shikari’nin en büyük başarısı bence bu değil. Onların bir vefa ve tutku hikâyeleri var ki asıl başarı budur.

Enter Shikari İngiltere’ye ilk geldiğimizde iki yıl yaşadığımız St Albans’dan çıkma bir grup. St Albans, Londra çevresinde belki yüzlercesi bulunan kasabalardan biri. Şehre yakın ama şehrin dışında. Tipik bir banliyö ortamı. Çocukların büyümesi için ideal ama Enter Shikari gibi bir grubun büyümesi için çok da ideal değil. Fazla temiz ve düzgün görünüyor zaman zaman. Kasabanın takımı St Albans Ulusal Lig Güney gurubunda (altıncı küme oluyor) ve her yıl küme düşmemek için uğraşır. Yılladır düşme hattından kurtulamadı elemanlar. Hertfordshire’ın diğer takımları mesela Watford ya da Luton Town kendi seviyelerinde gayet iddialıyken St Albans mahalle takımı gibi bir şey. 2020 yılında sponsorluklardan gelen para da azalınca işte hikâye burada başladı. Enter Shikari doğup büyüdükleri kasabanın takımının birincil forma sponsoru oldu. Takım hâlâ Enter Shikari formasıyla maçlara çıkıyor.

Enter Shikari web sitesinde de forma satışı yapıyor, sponsorluk dışında da satışa da destek vermeye çalışıyor.

2020’de sponsorluk başladığında basçı ve grubun kurucusu Chris Bratt “Biz burada iki tutkuyla büyüdük. Biri müzik, diğeri futbol” diyerek durumu anlatmıştı. Destek ve tutku hâlâ devam ediyor.

Nisan ayında Bratt grubun formasıyla Ukrayna için bağış toplamak adına takımla sahaya çıktı. Bratt ve grup aynı zamanda gençlerin sporla tanışmasını sağlayacak futbol programını da kulüple birlikte yürütüyormuş.

Futbol haberleri ilgi alanım değil ama işin içinde mahalle, tutku, amatör ruh olunca olay başka. Endüstriyel futbol ve endüstriyel müziktense her ikisini mahalle düzeyinde yaşatan bu güzel buluşmadan bahsetmeden edemedim Reading vesilesiyle.

Festivalle ilgili elbette anlatacağım şeyler var. Pek yakında.

Kitapçılarda nasıl zaman geçirilir?

Londra’da farkına vardığım bir şey var. Kitapçılarda uzun uzun oturmak ve zaman geçirmek. Mekân büyük ya da küçük olsun fark etmiyor, insanların oturup içinde zaman geçirmesine uygun olarak düzenlenmiş hepsi. Çoğu kafeden farklı olarak, kitapçılarda saatlerce oturmak bilgisayarınızla zaman geçirmek, kitap okumak, ders çalışmak, iş yapmak mümkün. Diyelim yanınızda kitap yok, raflardan bir tane çekip karıştırmaya başlayabilirsiniz. Çoğu kitapçıda haftanın ya da ayın öne çıkanları oturma birimlerinin olduğu sehpa ya da raflara yerleştiriliyor. Yeni çıkanları bu şekilde takip ediyorum ben ve sararsa satın alıyorum. İsterseniz bütün kitabı burada okuyup para da ödemeyebilirsiniz.

Kitapçıların çocuk bölümleri var. Hepsi olmasa da mesela Russell Square’deki Waterstones gibi bir katın büyük bir bölümünü tamamen buna ayıranlar var. Yerler sünger döşeme, büyük minderler, oyuncaklar...

Hampstead’deki Keats House’da (Şair Keats’in evi bugün belediyeye bağlı bir kütüphane) çocuk kitaplarının orta yerinde dev bir pofuduk kaplan yerde keyifli keyifli uyuyor. Bunun görüp içeri girmeyecek ve kaplana bakmaktan sıkılınca kitapları karıştırmayacak çocuk tanımıyorum.

Büyük belediye kütüphanelerinde de çocuk alanları, anneler ve çocuklar için bir nefes alma yeri. Buralarda iyi kahve ve atıştırmalıklar bulabileceğiniz alanlar çok ucuz. Yeterki okumak isteyin, her türlü imkân ve kolaylık sunulmuş.

Kitabevleri ve kütüphanelerin bu insanı içeri davet eden misafirperver hali Londra’daki en sevdiğim şeylerden biri olabilir.
 
Üst Alt