Dön Liz, dön. Korkma!

İngiltere’nin yeni başbakanı Liz Truss’ın siyasetçi olarak en önemli vasfı, görüşlerinin arkasında durmaması dersek, çok da yanılmış olmayız.

Bugün 47 yaşında olan Truss, 18 yaşındaki fikirlerinden vaz geçmekle suçlanmıyor; iki yıl önce savunduğu fikirlerden, bırakın iki yılı, iki ay önce savunduğu görüşlerden dönmesi söz konusu.

Bu görüşler, Covid 19’a karşı ABD aşısı mı, yokla Alman aşısı mı gibi sürekli değişen verilerin söz konusu olduğu meseleler hakkında da değil: “İngiltere’de cumhuriyet rejimine geçilsin mi?” veya “İngiltere AB’den çıksın mı?” gibi, nerede ise tüm dünya vatandaşlarının fikir sahibi olduğu konulardaki görüş değişikliğinden söz ediyoruz. Hatta, kamu personeline ülke çapında değil bölgeler itibariyle zam yapacağı açıklamasını, parti içindeki eleştiriler üzerine ertesi gün reddederek geçen hafta bütün İngiliz medyasında alay konusu olmuştu.

Truss, sıkı güvenlik önlemlerine rağmen nasılsa İngiltere’ye girmeyi başaran Suriyeli göçmenleri Ruanda’ya ve Türkiye’ye göndereceğini söylemiş; Ruanda’nın sert protestosu üzerine bundan da vaz geçmiş, bu arada biz de İngiltere’nin göçmen deposu olmaktan kurtulmuştuk.

İngiliz Muhafazakâr Parti üyelerinin Truss’ı parti başkanı ve dolayısıyla başbakan seçme kararının dünyaya bakan iki cephesi var:

Birinci mesele, eski Hazine ve Maliye Bakanı Rishi Sunak’ın, son altı aydır, partili milletvekili arkadaşlarının kullandığı sıfatlarla “sığ,” “düşüncesiz-dürtüsel” ve “kafası kaos içinde” bir kişinin karşısında neden yenildiği sorusudur. Bu sorunun, benim de katıldığım yanıtı, Sunak’ın Hint göçmeni bir ailenin derisi kahverengi, çok zengin ve çok akıllı oğlu olması. Bu cevap, böyle düşünenlerin ırkçı olduğunu değil, İngiliz toplumunun bu çağda hala ırkçı eğilimlere sahip olduğu inancını gösterir. Nitekim, bu inançtır ki, Truss’ı bugüne kadarki en düşük oy oranı ile başbakanlık koltuğuna oturtuyor.

İkinci konu ise Boris Johnson’ın, özellikle Joe Biden gibi zayıf bir liderin ABD başkanlığına gelmesi ile genel anlamda Batı İttifakı içinde, özel olarak da Anglosakson dünyasında sözü daha çok geçen ülke konumuna getirdiği İngiltere’nin, bu konumunu koruyup koruyamayacağıdır. Truss’ın kendisinin çok iddia ettiği gibi ikinci Margaret Thatcher olarak Demir Leydi sıfatını alıp alamayacağı tartışılır. Görünen o ki, Truss, oynak siyasal görüşleri ile

her hangi bir konuda, demir katılığında siyasetler izlemek yerine daha elastiki tavırlar sergileyecektir. Ancak bu onu, kötü bir ideolog yapsa bile, becerikli bir satranç oyuncusu yapabilir. İngiliz Times gazetesi, hafta başındaki makalesinde, İngiltere’yi bir sirkin, gösteriden sonra, çöplüğe dönmüş çadırına, her iki adayı da palyaçoya benzetiyordu. Etkili cümleler. Ama dünya İngiltere’deki sirkten ibaret değil; o sirkin cambazları, icabında ABD’ye karşı çıkarak, ama böylece dünya barışına hizmet ederek, tarihe de geçmişlerdi.

Kim bilir, Tayvan’ı silahlandırmak isterken bundan vaz geçen, Kraliçe’yi emekli etmek isterken fikrini değiştiren ve sonunda AB’nin bir işe yaramadığını görmüş olan esnek bir siyasetçi, ABD hegemonyası karşısında, Anglosakson ittifakının dünyayı nasıl bir felakete sürüklediğini belki de daha kolay görebilir.
 
Üst Alt