Doxa ve “Tek Kurşun”

Doxa Kadim Yunan dilinde “kanaat” anlamına geliyor.

Parmenidies’in felsefesinde “gerçekliğin bir bölümüne veya varlığına dair kanaat” tanımı için kullanılan bir sözcük.

30 Ağustos’ta gündeme gelen “Tek kurşun atmadan zafer kazanıldı” iddiaları üzerine tartışmalara tanık olduk.

Bu iddialara çeşitli tepkiler geldi.

Aslında, bu iddia ile “doxa” kapsamında bir gerçeklik -bilerek veya bilmeyerek- dile getirilmiş oldu.

Büyük zaferin “100’üncü ayı” yazısına “tek kurşun atmadan zafer” anlatısıyla devam ediyorum.

……………..

Atatürk hakkında çok kitap yazıldı ama bunlardan biri yasaklanmıştı.

Hatta Atatürk “neden yasakladınız ki?” diye sorgulamış, cevap bile yazmıştı.

O kitabın bazı dipnotlarında sık sık şu açıklamalar vardır:

“İngiliz yüzbaşı H. Armstrong’un, Mustafa Kemal Atatürk’ün mahremiyetini ilgilendiren konularda ileri sürdüğü kanıtsız, belgesiz, referanssız, çirkin iddialara yer vermiyoruz. (Y.N)”

…………..

“Bozkurt Mustafa Kemal”
adlı sonradan yayınına bu dipnotlarla izin verilen kitabın yazarı Armstrong için “Atatürk karşıtı” ya da en azından “seveni değil” denebilir.

İşte onun kitabından satırlarla “tek kurşun atmadan” bir “kurtuluş savaşı zaferi…”

YA TRAKYA?

Yunan orduları İzmir’de denize dökülmüştü.

Ama…

Atina’dan gönderilen taze kuvvetlerle İstanbul’un az ötesinde, Trakya’da yeni bir Yunan ordusu kuruluyordu.

Mustafa Kemal’in donanması yoktu.

Düşmanla karadan temasa geçmeliydi.

Birliklerini onları yakalamak ve yeniden biçimlendirilmelerine fırsat vermeden ezmek üzere acilen kuzeye göndermişti.

Yol Çanakkale Boğazı’ndan geçiyordu.

Çanakkale’de birliklerini Avrupa yakasına bırakmayan ve Yunan güçleriyle aralarında bir engel olarak duran İngiliz kuvvetleriyle karşı karşıya gelmişti.

Sorun ortadaydı:

“Yunan ordusu Trakya’da tahkimat yapıyordu; İngiliz işgal ordusu yolu tutuyor ve aralarında bir duvar gibi dikiliyordu.”

Mustafa Kemal değerlendirme yaptı.

Artık bekleyemezdi.

Yunan “birliklerini düzene koymadan ve siperlerini kazmadan” önce onları ezmeliydi.

……………

Ancak…

Aralarında duvar gibi duran İngiliz birlikleri ülkeye alışmıştı; subayları deneyimli, mevzileri güçlü ve iyi tahkim edilmiş durumdaydı.

Arkalarında büyük toplarla donanmış savaş gemilerinden oluşan muazzam bir armada ve uçaklar vardı.

İngilizler savaşmaya niyetlenecek olurlarsa yorgun ve paçavraya dönmüş giysileriyle cephane sıkıntısı içindeki Türk birliklerinin yenilgisi kesindi.

6317bb9486b2440ad41fd552.jpg


Llyod George.

BLÖF MÜ?

Fakat İngilizler acaba “savaşmak niyetinde” miydiler?

Yoksa “blöf” mü yapıyorlardı?

İngiliz Başbakanı Llyod George savaşmakta kararlıydı.

Ama…

Pek çok kişiye göre “Artık onun sonu yaklaşmıştı.

İngilizler onun peşinden gelmeyeceklerdi.”


Burada belirleyici etken İstanbul’daki İngiliz kumandanı Sir Charles Harrington’un tutumu olacaktı.

6317bb7286b2440ad41fd550.jpg


İşgal kuvvetleri komutanı Harrington.

………………

Mustafa Kemal’in elinde kazanılan zaferden çılgına dönmüş vatanını ve varlığını sürdürmek için savaşan bir ulus vardı.

İstanbul’daki İrlandalı (Kumandan Harrington) ise durumundan pek emin değildi.

İsmen bir “müttefik ordusu kumandanıydı.”

Ama…

Fransız ve İtalyanlar onu desteklemeyeceklerdi.

İngiltere’nin de tam desteği kuşkuluydu.

6317bbd086b2440ad41fd554.jpg


Mondros’ta mütarekenin imzalandığını yayımlayan Tasvir-i Efkar gazetesi.

İKİ KARAKTER

İki kumandanın karakteri de oynamak zorunda oldukları rollere son derece uygun düşüyordu.

Türk “çelik iradeli ve azimliydi.”

Bu savaşta Türkiye ya kendini kurtaracak ya da yok olacaktı.

Mustafa Kemal rakibini incelemişti.

Harrington’un “askerden çok bir diplomat olduğunu” anlamıştı.

İyi bir kurmay subaydı; zeki, sağlam görüşlü ve nazikti.

Fakat…

“Hiçbir zaman büyük risk gerektiren büyük kararı alması mümkün değildi.”

Bu arada danışmanlarından bir kısmı Mustafa Kemal’e “yenilgi riskine girmeden derhal barış yapmasını” öneriyorlardı.

Çoğu ise “derhal saldırıya geçip, İngilizleri bir kenara itmesinden, Yunanlılara yetişip onları Atina’ya dek kovalamasından yanaydı.”

Mustafa Kemal’in kararı “barış aleyhinde” oldu.

Bu durumda istediği koşulları elde etmesi kesinlikle olanaksızdı.

Kararını verdi.

ŞANS YILDIZI

Harrington’un son dakikada “metanetini tüketeceğine” inanıyordu.

“2000 kişilik süvari birliğinin İngiliz hatlarına doğru ilerlemesini” emretti.

Ancak süvariler sert bir şekilde durduruldular.

Durum ciddi görünüyordu.

Mustafa Kemal’in “şans yıldızına” güvenerek kumar oynaması gerekiyordu.

“Zayıf iradeli” bir rakibe karşı işe yaraması mümkün olan bir oyun.

“Piyadesinin silahları ters çevrilmiş durumda ve dostça, barışçıl davranarak İngiliz mevzilerine doğru ilerlemelerini, eğer mümkün olursa yürüyüp geçerek İngiliz müstahkem mevkilerini işlevsiz bırakmalarını” emretti.

Tehlike büyüktü.

Her iki tarafın birliklerinde sinirler gergindi.

Bir kurşun, bir yanlış anlama, verilecek fevri bir emir, “Türkiye İngiltere ile savaşa girmiş” olacaktı.

Ancak…

“Tek bir kurşun bile atılmadı.”

Siperlerdeki İngiliz askerleri ne yapacaklarını bilemez halde şaşkın kalakalmıştı.

Aldıkları emir oldukça müphemdi; “ateş etmeksizin ya da güç kullanmaksızın Türkleri durdurmaları” istenmişti.

Türklerse ne duruyor ne de savaşıyorlar; sadece ilerleyişlerini sürdürüyorlardı.

Durum kritik bir noktaya gelmişti.

Türkler dikenli tele yaklaşmışlardı; İngiliz kumandana “dur” emri geldiği zaman teli aşmaya başlamışlardı bile.

Çünkü o sırada bir ateşkes yapılmıştı.

SÖZ VERİYORUZ

Çünkü…

O süreçte…

Fransızlar doğruca Mustafa Kemal’e bir temsilci göndermişlerdi.

“Müttefikler ve İngilizler adına her sözü vermeye” hazırdı.

Müttefikler “Yunan ordusunun Trakya’dan çıkarılması ve Türkiye’nin Avrupa topraklarının geri verilmesi konusunda” tüm sorumluluğu üstleneceklerdi.

“Her şeyi Mustafa Kemal’in tüm isteklerini” yapmaya hazırdılar.

Mustafa Kemal onlara “büyük bir iyilik yapıyormuşçasına” bu anlaşmaya razı oldu.

Birliklerine “durmalarını” emretti.

Ve…

Türk heyetini görüşmeleri yapmak için Mudanya’ya yolladı.

…………….

Mudanya’da müttefikler “Yunanlıların Trakya’dan geri döndürülmeleri ve işgal güçlerinin İstanbul’dan ve Türkiye’den ayrılmaları” konusunda anlaşmaya vardılar.

Mustafa Kemal galip gelmişti.

…………

Sakarya “dönüm noktası” olmuştu.

İzmir gösterişli bir başarıydı.

Bu ise gerçek zaferdi.

Onun zaferiydi.

Onun cesareti, kararlılığı, hüneri ve muhakemesiyle kazanılmıştı.

Artık içeride ve dışarıda kendi koşullarını dikte edecekti.
 
Üst Alt