Kışkırtıcı olmanın cazibesi

Yıllar önce bir arkadaşımla insanın yazdığı yazıların daha fazla kişinin ilgisini – dikkatini çekmesi için aslında tam da düşünmediği, inanmadığı şeyleri savunması üzerine konuştuğumuzu hatırlıyorum. Hani pek söylenmeyeni söylemenin, kışkırtıcı hatta rahatsız edici olmanın bir cazibesi vardır ya, belki bu kimilerince dikkat çekmek için tercih edilen bir yol olabilir gibi. Kendisini tanıyıp yazılarında söylediklerini yakıştıramadığımız birini anlamaya çalışırken açılmıştı konu.

63151dc386b24a20ec118084.jpg


O sıralar sosyal medya bu kadar yaygın olmadığı için insanın kimliğini saklayarak aklından geçen ve geçmeyeni söyleyebilmesi de öyle kolay değildi. Adınla sanınla çıkıp sevimsiz olmayı göze alman gerekiyordu. Şimdi pekâlâ çok sayıda kimlik yaratıp biriyle melek, diğeriyle şeytanın avukatı olabiliyorsun ve bu bir deney olsa büyük olasılıkla şeytanın da avukatının da diğerinden daha çok takipçisi olduğunu görürdük. Kötülük “satıyor”.

Bu sene İstanbul Film Festivali’nde bu konuyu odağına alan çok çarpıcı bir film izlemiştim; “Arthur Rambo”. 2008’de “Entre les murs / Sınıf” ile Altın Palmiye’yi kazanan yönetmen Laurent Cantet’in yeni filmi. Film, Paris’in doğu banliyölerinden birinden çıkma Karim D.’nin genç bir yazar olarak parladığı gecede başlıyor. Yeni romanı herkesin dilinde, televizyon programları kapıda, kitabın çıkışını kutlamak için adına partiler veriliyor, yayıncılar, film şirketleri peşinde, göz kamaştırıcı bir başarı gecesi. Derken bir anda her şey tepetaklak oluyor. Çünkü bir anda yıllar önce sosyal medyada ırkçı, faşist, nefret dolu tweet’ler atarak nam salan “Arthur Rambo”nun Karim D.’nin ta kendisi olduğu ortaya çıkıyor. Herkes sırtını dönüyor genç adama. İş anlaşmaları iptal oluyor, bir zamanlar o tweet’lere beraber güldüğü arkadaşları telefonlarına çıkmıyor, derdini anlatacak mecra bulamıyor.

“Neymiş derdi?” derseniz, ona göre Arthur Rambo eğlence olsun diye yaratılmış bir karakterdir, bir hayal ürünüdür, saldırgan tweet’lerinin aldığı reaksiyonların büyüsüne kapılmıştır, ilgi çektikçe devam etmiştir, annesinin büyük bir hayal kırıklığıyla söylediği gibi “o böyle yetiştirilmemiştir”, böyle biri değildir, bu zaten kendi adıyla yazdıklarından belli değil midir?

Bunlar Karim’in çaresiz çırpınışları ama yönetmen Laurent Cantet izleyicinin onun bu çabasını takip ederken ona acımasına ya da anlayışla yaklaşmasına pek izin vermiyor. Ama öfkelenip “çeksin cezasını” da diyemiyorsunuz, tuhaf bir ikilemde kalıyorsunuz. Karim’in kendisi de yazarken eğlenceli bulduğu nefret dolu cümlelerinin kendi kardeşi ve yoksul mahallesindeki arkadaşları tarafından nasıl ciddiye alındığını gördüğünde belki biraz ayıyor, o masum sandığı “eğlencesiyle” hangi duyguları beslediği, neye “kışkırttığı” meselesine.

Bir not: Rabah Nait Oufella’nın müthiş bir şekilde canlandırdığı Karim D.,1992 doğumlu, Cezayir kökenli Fransız blogger, yazar, yönetmen Mehdi Meklat’tan esinlenerek yaratılmış bir karakter. Meklat da Badroudine Said Abdallah ile ortak çalışmalara imza atan, ilgi çeken bir yazarken 2011-2015 arasında Marcelin Deschamps adıyla attığı ırkçı, homofobik, kadın düşmanı, şiddet dolu tweet’ler ortaya çıkmıştı.

Diğer not: “Arthur Rambo” bu Cuma, Başka Sinema’da gösterime giriyor.
 
Üst Alt