Mimarlık üzerine V / Mimaride kalite

27-29 Mayıs 1998 tarihleri arasında Mimarlar Odası Bursa Şubesi ’nin , “10. Uluslararası Yapı ve Yaşam Kongresi”nde sunum yapmak için davet edilmiştim. Kongrede tartışılacak konu “Mimaride Kalite” sorunuydu. Bu başlığın tespiti için oldukça zorlanmıştık. O sıralar “Anlam ve Beğeni” ismi, soyut kavramlar üzerine konuşmak, katılımcılara daha cazip geliyordu. Buna karşın mimarlık uygulamaları giderek daha da kötüleşmekte ve ülkenin hemen her yerinde yapılan yapılarda ciddi bir kalite sorunu ortaya çıkmaktaydı. Uzun bir süredir, ülkemizde meslek odalarının yoğun uğraşısı ülkenin kurtuluşunu sağlamak üzerinedir. Bence meslek odaları önce kendi mesleklerine çeki düzen vermek, meslek ahlakını hâkim kılmak, mesleğini uygulamakta olan mensuplarının sıkıntılarını gidermek için çalışmalıdırlar. Çoğu işte olduğu gibi ülkemizde hemen hemen pek çok iş “Tümden gelim” yöntemi ile çözüme kavuşturulmaya çalışılmaktadır. Bunca yıldır yapılan uğraşıya rağmen bu yöntemle kayda değer bir yol alındığını söylemek mümkün değil. Kimse “Acaba uyguladığımız yöntemde bir yanlış mı var, bunca uğraşımıza rağmen aldığımız yol belli, acaba bir yöntem değişikliği yapmamız gerekir mi?” diye düşünmüyor. Toprak mülkiyetinin bu kadar kutsal kabul edildiği ülkemizde “Tümden gelim” yerine “Tüme varım” yöntemini uygulasaydık acaba daha mı başarılı olurduk?

Ahi Teşkilatı

Bir mesleğin ve meslek mensuplarının başarılı olduğu dönemlerde uygulanmakta olan bir yönteme de sahibiz. “Ahi Teşkilatı”, bir tümden gelim değil, tüme varım yönteminin uygulandığı ve başarılı olduğu bir meslek topluluğudur. Bu teşkilatta çırak, kalfa, usta gibi meslek kademeleri oluşturulmuş olup mesleğin önde gelen ustaları kuralları belirlemektedir. Bu teşkilatın en önde gelen kabulü “Ahlak”tır. Ahlaki açıdan yetersiz olan bir kişinin mesleğini uygulaması mümkün değildir. Mesleğin önde gelen, yaygın olarak kabul görmüş ustaları arasından seçilen kişiler, bir başka kurumun müdahalesine gerek duymaksızın mesleğin dejenere olmasına, kalitesiz üretim yapılmasına, fahiş fiyatla satışına mâni olmakta ve gerektiğinde bu gibi işlere yönelen meslek mensuplarını meslekten ihraç etmekteydiler.

Ülkemizde imar sorunu

Ülkemizde imar ve iskânla ilgili yeterinden çok kanun, yönetmelik, plan ve plan notu bulunmakta, hemen her şey kâgıt üzerinde düzenlenmeye çalışılmaktadır. Sonuç; hepimizin şikâyet ettiği güncel durum, yaşanması güç şehirler, giderek büyüyen ulaşım, yeşil alan, eğitim ve spor alanları gibi sonu gelmez sorunlar. Bunca kanuna ve cezalara rağmen ne yazık ki önlenemeyen bir imar kirliliği. Oluşan gerçeğe cevap vermeyen yasal düzenlemeler, üç-beş yıl ara ile çıkarılan imar afları, kaosun gitgide büyümesinden başka bir şeye hizmet etmemekte. Tüm bu olumsuzluklara karşın, meslek odalarımız tarafından yeni kanuni düzenlemeler yapılması, cezaların artırılması, bina yapımının kısıtlanması ve yoğun eleştiri dışında herhangi bir öneri geliştirilmiş durumda değil.

İş öylesi çığırından çıkmış durumdaki gerek Mimarlar Odası gerekse Kültür Bakanlığı, yayınladıkları sirkülerde çizim standartları başlığı altında bir bölüm açmak, denetim ve onay için kendilerine sunulan projelerin asgari bu standartları içermesi gerektiğini belirtmektedir. Bu düzenlemeye niçin gerek duyulmaktadır? En az dört yıl mimarlık eğitimi almış, eğitim sırasında en az altı sömestir proje dersi görmüş, proje hazırlamış bazı meslek mensupları “Asgari çizim standartlarına” uygun proje hazırlamak becerisine sahip değil midir ki bir projenin nasıl çizilmesi, neler içermesi gerektiği konusunda meslek odaları ve kamu kurumları asgari çizim standardı yayınlamak mecburiyetinde kalmaktadır?

Mimarlık eğitimi

Ülkemizde yüz elliyi aşkın mimarlık fakültesi bulunuyor. Dört yıllık eğitim sonrası hâlâ çizim standardı konusunda sıkıntı çekilen bir meslek mensubu nasıl olur da, mimarlık yapma hak ve yetkisine sahip olabilir? Üniversitelerin diploma vermesi yeterli bir kıstas değildir. Meslek mensubu kişilerin, bir meslektaş olarak aralarına kabul edecekleri kişilerin yeterli nitelikte olup olmadığını kontrol etme hakkına da sahip olmaları gerekir. Popülist duygularla, mensubiyetlerin yeterli sayıldığı bir ortamda hiçbir mesleğin kalitesini muhafaza etmesinin mümkün olmadığı artık anlaşılmalıdır. Meslek kalitesini muhafaza etmek, daha da yukarılara taşımak için gereken tedbirler acilen alınmalıdır.

Mensubiyetin etkin

olduğu kurumlar


Her tür politik görüşün ve siyasetin müdahalesine maruz kalan kurumlar çürür. Bugün bu görüşün bir başka gün farklı bir görüşün egemen olduğu kurumların radikal çözümler üretmesi, mesleki açıdan saygınlığını muhafaza etmesi mümkün değildir. Kişinin, topluma nizam vermeye çalışmadan önce kendine, mensubu olduğu meslek grubuna nizam vermesi gerekir. Bu konudaki eksikliğin giderek çok büyük boyutlara ulaştığını görmek üzüntü verici dir.

Bu yazımı “Mimaride Kalite” üzerine yazmak üzere yola çıktım ama, sanırım bambaşka bir noktaya geldik. Ancak günümüzde mimarlık mesleğinin uygulanmasında söz hakkı ne yazık ki en son mimarlara kalıyor. Gerek merkezi idare gerekse yerel yönetimlerin aldığı kararlar, mimarlık mesleğinin özgürce (Frank O. Gehry’in açıklamaları göz önüne alındığında ne kadar özgür olduğumuz da ayrı bir sorundur) uygulanabilmesi için meslek odalarımızın öncülük etmesi ve öncelikle mimarlık mesleğinin içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarmak için acilen bazı çalışmalar yapması gerekir.

Mimaride kalite

Gelecek yazım “Mimaride Kalite” üzerine olacak. Eğitimde, tasarımda, bürokraside, uygulamada ve kullanımda kalite, yirmi yılı aşkın süre sonra üzerinde bir kez daha, kara kara düşünmemiz gereken sorunlar. Bu sorunları gündeme getirdiğimiz günden bu yana yirmi dört yıl geçmiş, o tarihlerde doğan çocukların bazıları bugün bizim meslektaşlarımız olarak faaliyetlerini sürdürme çabasındalar. Acaba kaçının aldığı eğitim, yapmaya çalıştığı iş için yeterli? Bir üniversiteden diploma almak ve meslek odasına kayıt olmak mimarlık faaliyeti için yeterli mi? Kültürel açıdan bu kadar zengin bir coğrafyada yaşayan mimarlar olarak geleceğe ne bırakmaktayız? Gelecekte evrensel kültüre katkısı olduğu söylenecek kaç yapı yapılmakta? Bugün içinde bulunduğumuz ortam, beğeni toplayan kaç yapı yapmamıza imkân sağlıyor? Bunca yıllık deneyimim sonucu, bürokrasinin bu sorulara cevap verme ihtimalinin olmadığını görmekteyim. İçinde bulunduğumuz kaos ortamını göz önüne aldığımızda sorunlarımızı bir başkalarının çözmesini beklemek yerine, kendimizin çözmeye çalışmasının daha gerçekçi olacağını düşünmekteyim.

Sizce bir mimar ne kadar özgür olabilir? Fiziksel kanunlar, istatistikler, mühendislik sınırlamaları… Bazıları da benim ufak oyun alanımı daha da daraltmaya çalışıyor. Bunu kabullenemiyorum...”

Frank Owen Gehry
 
Üst Alt