Neden belirsizliği sevmiyoruz?

Herkesin “belirsizlik” durumuna karşı bakış açısı ve bu durum içindeki tetiklenmeleri birbirinden farklıdır, kiminde az kiminde farklı ve çok etkiler görülebilir. Ama neden, neden belirsizlikte aynı ya da farklı tetikleniyoruz.

Her zaman beynimizi tanıtmayı ihmal etmiyorum bu tür tetikleyici konularda. Belirsizlik olarak tarif ettiğimiz durum duygusal bir konuya temas etmeyen gündelik ya da önem arz etmeyen bir konuysa konunun beyindeki akışında sorun olmadığından, bu belirsizlikler bizi rahatsız etmez. Konu sağlıklı beyne gider ve oradan prefrontal korteksle birleşir ve normal seyirde duygu-düşünce-davranış tetiklemesi yapar. Ancak hisseden beyin düşünen beyinden hızlı olunca ve konu hisse kabil bir konu olunca işte orada ayarlarımız karışıyor diyebiliriz.

Tekrar konuya dönecek olursam belirsizlik denen şey, üzerine hikaye, korku, kaygı, stres gibi negatif yazılımlar yapılabilecek bir enerji durumudur. Dolayısıyla duygulara temas eden konularda hızlı atağa geçen nöronlar limbik sistemde hızlıca olumsuz duyguları meydana toplayabilirler ya da dağınık dağınık her yerden bir slogan patlatabilirler.

Konuların başlığı değişse de beynin bu yapısını anlamak şahane bir bilgidir, öncelikle bunu tekrar söyleyeyim. Çünkü karşılaştığımız durum ne olursa olsun beynimizin hemen ne yaptığını bilmek ipleri ele alabilmek için önemli bir argümandır. Belirsiz bir durumla karşı karşıya olduğumuzda beyin yapımıza göre netleştirme arzusuyla güdülenebiliriz. Kimi emin olma güdüsünü, kimi güven kavramını kimi ise amigdalada korku kaygı nüanslarını çıkarır ortaya ve çıkan yapıya göre de tetikleniriz. Ani bitişler, kopuşlar, ayrılıklar, fevri çıkışlar ya da tam tersi bitmesi gereken toksik durumlardan çıkamayışlar bu konudan gelebilir. Ama önemli olan prefrontal kortekste nöronların negatif durumlarda daha kalabalık bir halaya tutuşması olduğudur ve negatif tanımlarımız varsa belirsizlik halinde de işte bu halay sabahlara kadar sürebilir ve sizi yorabilir.

Bir konunun belirsiz olması halinde limbik sistem atağa geçmişse bizim için şu soruları yaratır: “Neden belirsiz, ondan mı kaynaklandı, sen ne yaptın, ne yapmadın, ne yapsaydın, acaba fazla mı yaptın, demese miydin, abarttın mı, kendini mi kandırıyorsun, o mu seni kandırıyor, geçmişteki hatalarını unutmadın değil mi, emin misin, güveniyor musun, bekleyebilecek misin, uzun sürerse, hayal kırıklığı olursa, yıkılmayı kaldırabilir misin…” İşte bütün bu soruları alan nöron memurları elinde kağıtlarla beynin her yerinde koşuştururlar. Her yerde soruların ayak sesleri… Sonuç olarak da sen o soruların koşturmacasından gelen ayak seslerine kapılırsan ya depresif bir enerjiye geçersin ya da netleştirmek için aceleci davranarak hata yaparsın. Yaptığın şey hayrına olsa da olmama ihtimaline göre böyle davranmış olmakla kendine zarar vermiş olursun. Üstelik bunu başka konularda da yapacağını kendine garanti etmiş olursun.

Peki doğru yolu nedir?

Her konuda olduğu gibi bir konunun beyinde kaos çıkarması durumunda 2 seçenek vardır: “1-Normalleştirip sağlıklı beyninin duruma el atmasını sağla, sakin kal ve paniği dağıt 2-Otur, düşün ve bu konuyu sakince düşünerek, kaçmadan ve coşmadan netleştirmenin mümkünlüğünü tart ve öyle harekete geç.”

Ben en önce ana kavramın bendeki etkisini hatırlamayı seviyorum. Belirsizlik beni çok gergin bir enerjiye sürüklüyor. O yüzden belirsiz bir konunun kaosuna kapılmayı istemem, netleştirmek için de hemen düşünmeye kalkışmam, önce bu durumun “belirsizlik” olarak beni ne kadar gerdiğini düşünmeyi tercih ederim. Üzerine de şöyle başlarım “belirsizlik konusunda fazla geriliyorum, bu hatalı ve hassas beyin yapımı dikkate alarak doğru analiz edeyim”. Sistemi bilirsen defosuz sonuç çıkarmak için onu en iyi haliyle çalıştırırsın. Unutma sen kendini ona bırakırsan beyninin hatalarıyla yaşarsın.

Betül Yergök

İnstagram: @betulyergok
 
Üst Alt