Sen de mi kimsesin?

İstanbul’da sanat dünyası hiç olmadığı kadar hareketli günler yaşıyor. Sadece salgın öncesindeki hareketli günlere dönüş değil bu yaşanan, daha önce görülmemiş bir biçimde sergi açılışı yağmuruna tutulmuş durumda sanat profesyonelleri. Haftaya İstanbul Bienali’nin açılması ve Contemporary Istanbul’la birlikte daha da hareketleneceğinden hiç şüphem yok. Bu sanat maratonunda düzenlenen sergilerden vaktim elverdiğimce bu köşede bahsetmeye çalışacağım bir süre.

631b54f686b2453cc0b9b456.jpg


İlk durağım Meşher’de açılan “Ben Kimse. Sen de mi Kimsesin?” başlıklı sergi. Normalde sergilerinin Arter’de yapan Selen Ansen’in “geçici bir transferle” geldiği Meşher’de düzenlediği sergi 12 Şubat 2023’e kadar sanatseverleri bekliyor.

Sergiye adından başlamak gerek. Emily Dickinson’ın “Ben Hiç Kimseyim! Sen Kimsin?” isimli şiirinden esinlenerek konulmuş bir isim. Bilinçli olarak bozuk ve anlaşılması güç bir şekilde yer alan bu cümleyi zihnimizde tamamlamamız gerekiyor. Sergide yer alan eserleri görünce ismin ne kadar yerinde olduğunu anlıyorsunuz.

Mitten geriye kalanlar

Serginin teması mitolojide yer alan Ekho ve Narkissos’a ve onların “ilişkilerine” dayanıyor. Bilmeyenler için kısaca bahsetmek isterim.

Ekho bir orman perisi, dişi, gevezelikle suçlanır ve tanrılar tarafından asla ilk sözü söylememe, sadece başkalarının sözlerini tekrar etme cezasına çarptırılır.

Narkissos ise güzelliği dillere destan, çocukluğunda kör bir kâhin tarafından “kendini görmezse” uzun yaşayacağı vadedilmiş bir adam.

Bir gün Ekho, Narkissos’u görür ve ona âşık olur. Kendisine kimsenin dokunmasına izin vermeyen Narkissos ise onu uzaklaştırır kendinden. Aşk acısından kendini bir mağaraya kapatan Ekho tek başına ölür ve geriye kalan kemikleri taşlaşır. Narkissos ise kendini gördükten ve kendini bir başkası sanıp âşık oldur, âşık olduğu suretin kendisi olduğunu anladıktan sonra ona kavuşamayacağını anlar ve yemeden içmeden kesilir. Bir göl kenarında ölür. Hikâyeye göre göllerdeki nergis çiçeğine dönüşür.

Sergi, bu iki mitolojik karakterin izlerinden gitmiyor, bu miti anlatmıyor. Bu mitte yer alan karakterlerin hikâyelerinden geriye kalanları bizlere sunmayı amaçlıyor.

Sergi boyunca bazı motifler tekrar ediyor. Koray Ariş’in mekânın her katında yer alan eserleri serginin adeta tutkalı. Bütün eserleri birbirine bağlayan bir geçiş sunuyor. Yansıtmayan aynalar, kaybolmuş, deforme olmuş, görünmeyen yüzler; aşk, ikilik, yansıma, yansıtma, yankı gibi kavramlara gönderme yaparak sergiyi tamamlıyor.

44 sanatçının 120’ye yakın eserinin yer aldığı sergiye bir de sergiyle aynı başlığı taşıyan bir kitap eşlik ediyor. Artık örneklerinin daha çok görmeye başladığımız bir yaklaşımla, serginin devamı veya tamamlayıcısı olarak niteleyebileceğim kitap, Selen Ansen’in “Aynadaki Nesneler Göründüğünden Daha Yakındır” başlıklı mektubuyla başlıyor. Bu mektup-yazı sayesinde “ben”, “sen” kavramlarının anlamaya, yeniden düşünmeye davet ediyor.

Sergide en fazla dikkatimi çeken eserler ise Necla Rüzgar’ın “Bakmalar Denizi” ve “Neysem Oyum” isimleri resimleri; Ryan Gander’in “Ben Var” serisinden suni mermerden yapılma heykelleri oldu. Sergide ayrıca Marina Abramoviç, Erol Akyavaş, Handan Börtüçene, Aslı Çavuşoğlu, VOID, Gerhard Richter gibi önemli sanatçıların eserleri de yer alıyor.
 
Üst Alt